When did it suddenly become cool to hate everything? It's a growing problem, especially in the entertainment world, and no one benefits from an increasingly hard to please, pessimistic audience.
Artist's Comments
Çanakkale Savaşı'nda İki "Çılgın Türk"
Onların Yüce Vatan Sevgisi ve Yüce Özverisi Bir Destan Oldu. Savunma ve Havacılık Dergisi, Sayın Bülent Yılmazer Arşivi Bütün Dünya [link] dergisinin hediyesi olan afişten taradım ve düzenledim. Tüm hakları Bütün Dünya dergisine aittir. Benden ufak bir not: Onlar asâletleri Diesel pantalonlarından, Levi's gömleklerinden değil yamalı elbiselerinden alıyorlardı ve karınlarını Starbucks'tan kahveyle, Coca Cola'yla, Mc Donalds'tan hamburgerle değil aşağıdakilerle doyuruyorlardı. Daha doğrusu doyurmaya çalışıyorlardı... 43-ncü Alay 1-nci P. Tb. 1-nci Bölük 1917 yılı yemek listesi GÜN.........SABAH.......ÖĞLE...AKŞAM.............EKMEK 15 Haziran: Üzüm hoşafı..Yok ..Buğday çorbası . .Tam 26 Haziran: Yok ............Yok ..Üzüm hoşafı . . . . . . .Tam 18 Temmuz: Üzüm hoşafı.Yok ..Yok . . . . . .. . . . . . .Yarım 08 Ağustos: Yarım ekmek.Yok .Şekersiz üzüm hoşafı NOT: 21 TEMMUZ 1917'DEN İTİBAREN BAŞLAYARAK ORDU EMRİYLE EKMEK İSTİHKAKI 500 GRAMA İNDİRİLMİŞTİR. ÇÜNKÜ UN VE EKMEK KALMAMIŞTIR. Boğaz Harbi Şu Boğaz Harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi? En kesif orduların yükleniyor dördü beşi, Tepeden yol bularak geçmek için Marmara'ya Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya, Ne hayâsızca tahaşşüt ki ufuklar kapalı! Nerde -gösterdiği vahşetle "bu, bir Avrupalı" Dedirir-yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi Varsa gelmiş, açılı p mahbesi, yahut kafesi! Eski Dünya,Yeni Dünya, bütün akvâm-ı beşer, Kaynıyor kum gibi... Mahşer mi,hakikat mahşer, Yedi iklimi cihanın duruyor karşında; Ostralya'yla beraber bakıyorsun Kanada! Çehreler başka, lisanlar, deriler, rengârenk. Sâde bir hadise var ortada: Vahşetler denk. Kimi Hindû, kimi Yamyam, kimi bilmem ne belâ.. Hani tâûna da züldür bu rezil istîlâ... Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-u asil Ne kadar gözdesi mevcûd ise hakkıyla sefil, Kustu Mehmed'ciğin aylarca durup karşısına; Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına. Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz... Medeniyet denilen kahpe, hakikat, yüzsüz. Sonra mel'undaki tahribe müvekkel esbâb, Öyle müthiş ki: eder her bir mülkü harab. Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı; Beriden zelzeleler kaldırıyor a'mâkı: Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin; Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin. Yerin altında cehennem gibi binlerce lâğam; Atılan her lâğımın yaktığı yüzlerce adam. Ölüm indirmede. gökler, ölü püskürmede yer; O ne müthiş tipidir: savrulur enkaaz-ı beşer... Kafa,göz,gövde,bacak,kol,çene,parmak,el,ayak; Boşanır sırtlara, vadîlere sağnak sağnak. Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller. Veriyor yangını, durmuş da açık sînelere, Sürü halinde gezerken sayısız tayyâre. Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler... Kahraman orduyu seyret ki bu tehdîde güler!.. Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından; Alınır kal'a mı göğsündeki kat kat iman? Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrından râm? Çünkü te'sis-i ilâhî o metîn istihkâm. Sarılır, indirilir mevki-i müstahkemler, Beşerir azmini tevkîf edemez sun-u beşer; Bu gögüslerse Hüdâ'nın ebedî serhaddi; "O benim sun-u bedîim, onu çiğnetme!" dedi. Âsım'ın nesli..diyordum ya.. Nesilmiş gerçek; İşte çiğnetmedi nâmûsunu, çiğnetmeyecek, Şühedâ gövdesi, baksan a, dağlar, taşlar O, rükû olmasa dünyâda eğilmez başlar, Vurulup tertemiz alnından uzanmış yatıyor; Bir Hilal uğruna, yâ Rab, ne Güneşler batıyor! Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!.. Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer. Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhîdi... Bedr'in arslanları ancak,bu kadar şanlı idi... Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın? "Gömelim gel seni târîhe!" desem,sığmazsın. Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb... Seni ancak ebediyyetler eder istiâb. "Bu,taşındır" diyerek Kâbe'yi diksem başına; Rûhumun vahyini duysam da geçirsem taşına; Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ nâmiyle, Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmiyle, Ebr-i nîsânı açık türbene çatsam da tavan, Yedi kandilli Süreyyâ'yı uzatsam oradan; Sen bu âvîzenin altında, bürünmüş kanına, Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına, Türbedârın gibi tâ haşre kadar bekletsem; Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem; Tüllenen mağribi, akşamları, sarsam yarana.. Yine birşey yapabildim diyemem hâtırana. Sen ki, son ehl-i salîbin kırarak savletini; Şarkın en sevgili sultânı Selâhâddînî'i, Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran... Sen ki, İslâmı kuşatmış, boğuyorken husran; O demir çemberi göğsünde kırı p parçaladın; Sen ki rûhunla berâber gezer ecrâmı adın; Sen ki a'sâra gömülsen taşacaksın... Heyhât! Sana gelmez bu ufuklar,seni almaz bu cihat... Ey şehid oğlu, isteme benden makber, Sana âğûşunu açmış duruyor Peygamber. Mehmed Âkif ERSOY |
Details
January 13, 2007
387 KB 387 KB 737×1005 StatisticsShare
Link
Embed
Thumb
|
Comments
--
.....Haydi Abbas, vakit tamam. Akşam diyordun.
İşte oldu akşam......
--
.....Haydi Abbas, vakit tamam. Akşam diyordun.
İşte oldu akşam......
"Those heroes that shed their blood
and lost their lives;
You are now lying in the soil of a friendly country.
Therefore rest in peace.
There is no difference between the Johnnies
and the Mehemets to us where they lie side by side
here in this country of ours.
You, the mothers,
who sent their sons from far away countries,
wipe away your tears;
your sons are now lying in our bosom
and are at peace.
After having lost their lives on this land they have
become our sons as well."
teşekkürler, çalışman için..
--
..|Benimde bazen bi kaç düşüncem oluyor, ama insanlar onu benden çalıyolar..|
ЯôŷâℓáRt
Previous Page123Next Page